Konusu: Bir yapı denetim kuruluşunda “makine mühendisi yardımcı kontrol elemanı” olarak çalışan davacının, 19 aylık ücretinin ödenmemesi nedeniyle iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiğini ileri sürerek kıdem tazminatı ve ücret alacaklarının tahsilini talep ettiği davadır. Yerel mahkeme, davacının istifa dilekçesindeki “gördüğüm lüzum üzerine” ifadesini soyut bir istifa iradesi olarak değerlendirip kıdem tazminatı talebini reddetmiş, diğer alacakları ise kabul etmiştir. Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, ücretin ödendiğinin davalı tarafça ispatlanamadığı ve mahkemece de bu hususun kabul edildiği bir davada, istifa beyanının aslında ödenmeyen ücretler nedeniyle yapılan haklı bir fesih olarak değerlendirilmesi gerektiğine ve davacının kıdem tazminatına hak kazandığına hükmederek kararı bozmuştur. Karar, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 24/II-e maddesi kapsamında ücretin geç veya eksik ödenmesinin işçiye haklı fesih hakkı tanıdığını ayrıntılı biçimde açıklamaktadır.
7. Hukuk Dairesi 2013/8743 E. , 2013/15631 K.
“İçtihat Metni” Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davacı tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
Davacı, 01/09/2004 tarihinde davalı işverenin şirketinde makine mühendisi yardımcı kontrol elemanı olarak işe başladığını, firmanın unvan değişikliğine uğradığını, unvan değişikliği sonucu şirkette 24/11/2010 tarihine kadar çalıştığını, işveren tarafça toplam 19 aylık ücret alacağının ödenmediğini, bu nedenle iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiğini iddia ederek, kıdem tazminatı ile son 19 aylık ücret ve yıllık izin ücreti alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı, dava dilekçesinin tebliğine rağmen cevap dilekçesi ibraz etmediği gibi, yargılamaya da katılmamıştır.
Mahkemece, 24.11.2010 tarihli istifa dilekçesi içeriğine göre, davacının istifa iradesi söz konusu olduğundan kıdem tazminatına hak kazanılmadığı gerekçesi ile kıdem tazminatı talebinin reddine, diğer alacak taleplerinin ise, işveren yargılamayı takip edip ödemeyi ispat edemediğinden bilirkişi raporu doğrultusunda kabulüne karar verilmiştir.
İşçinin Ödenmeyen işçilik hakları sebebiyle iş sözleşmesini haklı olarak feshedip feshetmediği konusu taraflar arasında uyuşmazlık konusudur.
İşçinin emeğinin karşılığı olan ücret işçi için en önemli hak, işveren için en önemli borçtur. 4857 sayılı İş Kanununun 32 nci maddesinin dördüncü fıkrasında, ücretin en geç ayda bir ödeneceği kurala bağlanmıştır. 5953 sayılı Basın İş Kanununun 14 üncü maddesinin aksine, 4857 sayılı Yasada ücretin peşin ödeneceği yönünde bir hüküm bulunmamaktadır.
Buna göre, aksi bireysel ya da toplu iş sözleşmesinde kararlaştırılmadığı sürece işçinin ücreti bir ay çalışıldıktan sonra ödenmelidir.
Ücreti ödenmeyen işçinin, bu ücretini işverenden dava ya da icra takibi gibi yasal yollardan talep etmesi mümkündür.
1475 sayılı Yasa döneminde, toplu olarak hareket etmemek ve kanun dışı grev kapsamında sayılmamak kaydıyla 818 Sayılı Borçlar Kanununun 81 inci maddesi uyarınca ücreti ödeninceye kadar iş görme edimini ifa etmekten, yani çalışmaktan kaçınabileceği kabul edilmekteydi. 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 97 inci maddesinde de benzer bir düzenleme yer almaktadır. 4857 sayılı İş Kanununda ise ücret daha fazla güvence altına alınmış ve işçi ücretinin yirmi gün içinde ödenmemesi durumunda, işçinin iş görme edimini yerine getirmekten kaçınabileceği açıkça düzenlenmiş, toplu bir nitelik kazanması halinde dahi bunun kanun dışı grev sayılamayacağı kurala bağlanmıştır.
Ücreti ödenmeyen işçinin alacağı konusunda takibe geçmesi ya da ücreti ödeninceye kadar iş görme edimini yerine getirmekten kaçınması, iş ilişkisinin devamında bazı sorunlara yol açabilir. Bu bakımdan, işverenle bir çekişme içine girmek istemeyen işçinin, haklı nedene dayanarak iş sözleşmesini feshetme hakkı da bulunmaktadır. Ücretin hiç ya da bir kısmının ödenmemiş olması bu konuda önemsizdir.
Ücretin ödenmediğinden söz edebilmek için işçinin yasa ya da sözleşme ile belirlenen ücret ödenme döneminin gelmiş olması ve işçinin bu ücrete hak kazanması gerekir.
4857 sayılı İş Kanununun 24 üncü maddesinin (II) numaralı bendinin (e) alt bendinde sözü edilen ücret, geniş anlamda ücret olarak değerlendirilmelidir. İkramiye, prim, yakacak yardımı, giyecek yardımı, fazla mesai, hafta tatili, genel tatil gibi alacakların ödenmemesi durumunda da işçinin haklı fesih imkânı bulunmaktadır.
İşçinin ücretinin işverenin içine düştüğü ödeme güçlüğü nedeniyle ödenememiş olmasının sonuca bir etkisi yoktur. İşçinin, ücretinin bir kısmını Yasanın 33 üncü maddesinde öngörülen ücret garanti fonundan alabilecek olması da işçinin fesih hakkını ortadan kaldırmaz.
Bireysel veya toplu iş sözleşmesinden kaynaklanan aynî yardımların yerine getirilmemesi de (erzak ve kömür yardımı gibi) bu madde kapsamında değerlendirilmeli ve işçinin “haklı fesih” hakkı bulunduğu kabul edilmelidir.
İşçinin sigorta primlerinin hiç yatırılmaması veya eksik bildirilmesi, sosyal güvenlik hakkını ilgilendiren bir durum olsa da Dairemizin 1475 sayılı Yasa döneminde istikrar kazanmış olan görüşü, 4857 sayılı İş Kanunu döneminde de devam etmekte olup, sigorta primlerinin hiç yatırılmaması, eksik yatırılması veya düşük ücretten yatırılması hallerinde de işçinin haklı fesih imkânı vardır.
Somut olayda; yargılama sürecinde davacının ücret alacağına hükmedilmiş olup, davalının gerek yargılama sürecinde gerekse de temyiz aşamasında bu duruma bir itirazı olmamıştır. Dolayısı ile asıl husumetin düğümlendiği fesih gerekçesindeki “istifaname” başlıklı belge içeriğinde ifade edilmiş olan “gördüğüm lüzum üzerine” ibaresinin ödenmediği iddia edilen ve mahkemece kabulüne karar verilen eksik ücret alacağına ilişkin olduğu ve davacının ödenmeyen ücretleri nedeniyle iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiğini kabul etme zorunluluğu doğmuş bulunmaktadır. Davacının ücretlerinin ödenmediği iddiasının aksi sabit olmadığı ve mahkemece de bu husus kabul edildiğine göre, davacının istifa beyanının haklı fesih gerekçesi ile yapıldığı, dolayısı ile kıdem tazminatına hak kazandığı gözardı edilerek, sadece soyut istifa gerekçesi ile davacının kıdem tazminatından mahrumiyetine sebebiyet verecek şekilde karar verilmiş olması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı nedenle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 26.09.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

