İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi Kararı 02.02.2023 (E.2019/1364, K.2023/211)
T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. Hukuk Dairesi Kararı
Esas No: 2019/1364
Karar No: 2023/211
Karar Tarihi: 02.02.2023
ÖZET: Bir yapı denetim kuruluşunun ortağının, arsa sahibi olmayan bir üçüncü şirketle yaptığı ve hakediş bedellerinde indirim öngören yazılı olmayan bir anlaşmaya dayanarak, bu şirkete verdiği bir çekten dolayı borçlu olmadığının tespitini istediği bu davada, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi, 4708 sayılı Kanun’un 2. ve 5. maddeleri uyarınca yapı denetim hizmet sözleşmesinin yalnızca arsa sahibi ile yapı denetim kuruluşu arasında ve yazılı şekilde akdedilmesinin bir geçerlilik şartı olduğunu, arsa sahibi olmayan bir şirketle yapılan indirim anlaşmasının bu nedenle hiçbir geçerliliğinin bulunmadığını belirterek davanın reddi yönündeki ilk derece mahkemesi kararını onamıştır. Karar, yapı denetim hizmet sözleşmesinin yazılı şekil şartının ve taraf sınırlamasının (yalnızca arsa sahibi-yapı denetim kuruluşu) emredici/kamu düzenine ilişkin niteliğini vurgulaması bakımından önemlidir.
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesi, TARİHİ: 31.01.2019, NUMARASI: 2018/654 Esas 2019/34 Karar, DAVA: Menfi Tespit
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirket ve davalının ortağı olduğu diğer davalı Ltd. Şti. arasında iki ayrı taşınmazda yapılacak inşaatlara ilişkin yapı denetim anlaşması imzalandığını, KDV dahil her hakediş için %45 indirim yapılacağının beyan edildiğini, müvekkilinin ilgili Belediye Yapı Denetim Hesabı’na ödemeleri eksiksiz yaptığını, ancak davalıların anlaşmaya aykırı davranarak gerekli indirimleri uygulamadığını ve ödemeleri yapmaktan kaçındığını, aksine diğer davalı adına hareket eden davalının icra takibi başlattığını belirterek, takibin teminat karşılığında tedbiren durdurulmasını ve %20’den aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesini, fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla 5.000,00 TL’nin tahsilini talep ve dava etmiştir.
CEVAP: Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin arsa sahipleri ile yapı denetim sözleşmesini imzaladığını, davacının süreçte müteahhit ve mal sahibinin vekili olarak yer aldığını, müvekkilinin denetim görevini yerine getirmesine karşın davacının hakettiği ücretleri ödemediğini ve bu nedenle müvekkilinin 25.12.2012 tarihinde yapı denetim görevinden istifa ettiğini, müvekkilinin KDV dahil her hakediş için %45 indirim yapacağı hususunda bir beyanının bulunmadığını, davacının 29.06.2011 tarihinde 11.500,00 TL hakediş bedelini ödediğini ve bir daha ödemediği için 25.12.2012 tarihinde yapı denetim sözleşmesini fesih ettiğini, sözleşme çerçevesinde olması gereken hakediş toplamının 190.774,03 TL ve davacı tarafından yatırılan paranın 98.500,00 TL olduğunu belirterek davanın reddine, %20 kötü niyet tazminatının tahsiline karar verilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: Mahkemece yapılan yargılama sonunda; 4708 sayılı Yapı Denetimi Hakkında Kanun’un 1. maddesine göre Kanun’un amacının can ve mal güvenliğini teminen, imar planına, fen, sanat ve sağlık kurallarına, standartlara uygun kaliteli yapı yapılması için proje ve yapı denetimini sağlamak olduğu, 2. maddesi uyarınca yapı denetim hizmetinin yapı denetim kuruluşu ile yapı sahibi veya vekili arasında akdedilen hizmet sözleşmesi hükümlerine göre yürütüleceği, yapı sahibinin yapım işi için anlaşma yaptığı yapı müteahhidini vekil tayin edemeyeceği; 5. maddesi uyarınca yapı denetimi hizmet sözleşmelerinin yapı sahibi ile yapı denetim kuruluşu arasında akdedileceği, bu sözleşmede taahhüt edilen hizmetin konusu, yeri, inşaat alanı, süresi, hizmet bedeli gibi hususların yer alacağı; imar ve fen kurallarına uygun yapının gerçekleşmesini sağlama amacıyla ihdas edilen yapı denetim sözleşmelerinin mutlaka arsa sahibi ile denetim firması arasında akdedileceği, bu hususların özellikle yapı denetim ücretine ilişkin sözleşme şartlarına dair hükümlerin kamu düzenine ilişkin ve emredici nitelikte olduğu, bu itibarla akdedilen yapı denetim sözleşmelerinin yazılı şekilde ve arsa sahibi ile yapı denetim firması arasında akdedilmesinin ispat aracı olmayıp geçerlilik şartı olduğu, yazılı şekilde yapılmayan ya da arsa sahibi ile yapı denetim firması arasında gerçekleşmeyen sözleşmelerin yapı denetim sözleşmesi olarak kabul edilemeyeceği ve hiçbir geçerliliğinin bulunmadığı; olayda davacının arsa sahibi olmadığı, kaldı ki davacının inşaatın müteahhidi olduğunu iddia ettiği, arsa sahibi bulunmayan davacı şirketin davalı ile yapı denetim sözleşmesi akdetmesinin mümkün olmadığı gibi, dava konusu inşaatın yapı denetimi için akdedilen sözleşme çerçevesinde tevdi edilen dava konusu çekten dolayı borçlu olmadığını iddia etmesinin de mümkün olmadığı; iki adet sözleşme başlıklı belgenin yazılı delil başlangıcı olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığı gerekçesiyle davanın REDDİNE karar verilmiş, bu karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İSTİNAF NEDENLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkeme kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, uyuşmazlığın davalılarla davacı müvekkili arasında para alacağı ihtilafı olduğunu, taraflar arasındaki sözleşmenin yapı denetim sözleşmesinden bağımsız olduğunu ve bu sözleşme gereğince müvekkilinin ödemelerde bulunduğunu ancak davalıların her hakediş için yapmaları gereken %45 indirimi yapmadıklarını, ayrıca takibe dayanak yapılan çekin tahsil cirosu ile devredilmesine rağmen çekin bankaya ibraz edilmeden önce tahsil cirosu çizilerek tahrif edilen çeke dayalı icra takibi yapılmasının hukuken mümkün olmadığını ileri sürerek yerel mahkeme kararının kaldırılması istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
DELİLLERİN TARTIŞILMASI, HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE: Dava, kambiyo senedine mahsus haciz yolu ile yapılan icra takibine dayanak çekten dolayı borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkindir. Dosyadaki belgelere, kararın dayandığı delillerle, usul ve yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle hükme esas alınan bilirkişi heyet rapor ve ek raporunun oluşa, somut olayın özelliklerine uygun, açık, anlaşılır, taraf ve yargı denetimine uygun olmasına, takibe dayanak çekin yasal unsurları taşımasına, davalı tarafından ödemenin ispatlanamamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına göre; kanunun olaya uygulanmasında hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, inceleme konusu kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde bulunmayan istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK’nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince esastan reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM: Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 31.01.2019 tarih ve 2018/654 Esas 2019/34 Karar sayılı hükmü usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan davacı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK’nın 353/(1)-b-1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE; istinaf başvurusu sırasında alınması gereken 179,90 TL maktu karar harcından peşin olarak alınan 44,40 TL harcın mahsubu ile bakiye 135,50 TL harcın davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına; istinaf kanun yolu başvurusunda bulunan davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına; istinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadan karar verildiğinden davalılar yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına; dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde HMK’nın 362/(1)-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere 02.02.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.


